Halkla ilişkiler, güven üzerine söz söyleyecek kadar güvenilir bir meslek olarak görülüyor mu?
Halkla ilişkilerin yeni misyonu güven inşa etmek değildir; kurumların güveni hak edecek biçimde davranmalarına yardımcı olmaktır. Çünkü güven inşa edilmez. Güven hak edilir. Etik, halkla ilişkilerin süsü değildir. Etik, halkla ilişkilerin sınırı da değildir. Etik, halkla ilişkilerin varlık nedenidir. Ve halkla ilişkilerin geleceği, insanları neye inandıracağımız sorusuyla değil; insanların neye, neden ve hangi kanıta dayanarak güvenebileceğini nasıl göstereceğimiz sorusuyla belirlenecektir.
Etik üzerine konuşmak çoğu zaman bize kuralları hatırlatır: Yalan söylememek, yanıltmamak, manipüle etmemek, kamuyu aldatmamak, gerçeği saklamamak. Bunların her biri elbette önemlidir. Ancak etik, yalnızca uyulması gereken kurallar listesi değildir. Daha derinde, güç kullanırken kendimize sınır koyabilme kapasitesidir. Elimizde imkan varken her şeyi yapmamaktır. Bir şeyi yapabiliyor olmamızın, onu yapmamız gerektiği anlamına gelmediğini kabul etmektir.
Bu nedenle etik, halkla ilişkiler için dışarıdan eklenen bir denetim mekanizması değildir. Bir vitrin süsü, kriz anında başvurulan bir itibar tamir kiti ya da kurumsal söylemi yumuşatan zarif bir ek değildir. Etik, halkla ilişkilerin varlık koşuludur. Çünkü halkla ilişkiler, ne yaptığını hangi kavramlarla açıklarsa açıklasın, sonuçta ilişki kurduğunu iddia eden bir meslektir. İlişki dediğimiz şeyin temelinde ise güven vardır.
Bugün içinde yaşadığımız çağın en derin sorunlarından biri tam da bu noktada beliriyor: Güvensizlik. Tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok bilgi, bu kadar çok kanal, bu kadar çok açıklama, bu kadar çok görünürlük olmadı. Kurumlar hiç olmadığı kadar konuşuyor; markalar hiç olmadığı kadar hikaye anlatıyor, liderler, uzmanlar, şirketler, platformlar, kampanyalar her an kamusal alanda yer alıyor. Ama bü…
Bu içerik harici kaynaktan derlenmiştir; tüm hakları Marketing Türkiye'a aittir.
